NEPAL
By Esra Bayoglu
(February/March 1999)

Nepal'den doneli bir sure gecmesine ragmen, hala adaptasyon zorlugu cekiyorum. Merhaba, hej, hi, Namaste, sozcukleri birbirine karismis durumda. Tesekkur ederken ellerimi birbirine kavusturuyor, ruyalarimda hala Kathmandu'da veya daglarda dolasip duruyorum.

Dunyanin 14 adet,  8000 metrenin uzerinde zirvesi var ve bunlardan 8 tanesi Nepal sinirlari icinde. Bir dagci olarak beni oraya ceken seyin baslangicta ne oldugunu soylememe gerek yok heralde. Baslangicta diyorum cunku gun gectikce duygularim ve gorduklerim beni daglardan ziyade ulkenin kendisiyle, topragiyla, insaniyla  icice olmaya itti. Dort hafta boyunca, gitgide artan bir merakla yaklastim etrafima.

Yolculugumuz ozetle, Katmandu vadisi ve sehirleri, Pokhara vadisi, ve Annapurna dag silsilesine dogru yapilan bir yuruyusten ibaretti. Ilginc tesadufler ile tanistigimiz insanlar, guzel anilar ve de huznun bir arada yasandigi dolu dolu bir dort hafta. Pierre'le beraber artilari ve eksileri ile Nepal'i tanimaya calistik. Kacinilmaz olarak Tibet ve Hindistan'la ilgili de bir cok sey ogrendik. Beni son derece etkilemis olan bu yolculuk sonrasinda bir kac birsey karalamazsam kendimi suclu hissedecektim. Iste bu bir kac seyi asagida bulabilirsiniz.

Ekonomi uzerine

Nepal oldukca fakir bir ulke. Tarim disinda hemen hic bir uretimi yok. Hersey Hindistan'dan ithal ediliyor. Yanilmiyorsam tek elle tutulur gelir kaynaklari turizm. Turistler yogun olarak trekking, rafting ve safari yapiyorlar. Ulkenin guneyi kirac, kuzeyi ise daglarla kapli. Bu nedenle, halk, tarima elverisli olan orta kisim vadilerinde yerlesmis.

Hayat sartlari cok zor Nepal'de. Rupi'nin durumu cok acikli. Bir ornek vermek gerekirse, milletvekili maasi ikiyuz dolar, normal calisanlarin maasi ise kat kat dusuk elbette. 1990'larin basinda sembolik bir kralligin yanisira demokratik yonetime gecmisler ancak kisa surede sistem yozlasivermis. Politikacilar ve burokratlar son derece zengin olmuslar. Yolsuzluk almis basini gitmis. Hemen heryerde oldugu gibi iscilik onemini yitirmis.

Nepal dunyanin en cok fakirlik yardimi alan ulkesiymis, ayrica buyuk de bir turizm geliri var. Ancak bu gelirler nereye gidiyor, bilinmez. Her yil binlerce insanin odedigi  40 $ vizelerin, 10 $ trekking izinlerinin ve 16$ ACAP (Annapurna koruma bolgesi projesi) giris ucretlerinin ulke ve halk uzerinde hic bir olumlu etkisini gozlemleyemedim. Yollar hala bozuk, insanlar hala cok fakir, erozyonun yiktigi koy okullari hala tamir bekliyor. Sanirim Nepal'de turizm gelirleri akillica kullanilmiyor. ACAP'in kuruldugu ilk yillarda cok isler yaptigi ama su anda kotu ve bozuk bir yonetimin eline dustugu soylentileri var.

Hinduizm, Budizm ve Tapinaklar

Din cok onemli Nepal'de. Insanlar cok dindarlar. Yalniz Hinduizm ve Budizm o kadar icice girmis ki, ikisi arasinda pek ayrim yapmak guc. Tapinaklari kurallari birbirinden farkli olmasina ragmen, ozellikle hindular Budizmi kendi dinlerinin bir parcasi olarak kabul ediyorlar. Budizmin kurucusu Buda'nin, kendi tanrilarindan birinin reenkarnasyonu olduguna inaniyorlar. Hindu mabetlerine o dinden olmayanlar giremiyor ama Budist tapinaklari herkese acik. Budizmin yuksek toleransini firsat blen turistler, tapinaklarin, rahiplerin bile gitmeye cekindigi, en kutsal noktalarina kadar tirmaniyorlar.

Hindularda bir cok tanri var. Tanrilara sunularda bulunmak cok onemli. Cok sik, basamakli, ahsap oymali tapinaklari var. Icine girmek yasak ama basamaklarinda isterseniz, butun gun miskinlik yapabilirsiniz. Kat kat olan catilarini tasiyici gorev goren ahsap payandalardaki ince ince oymalar gercekten gormeye deger. Tapinak onlerinde sebze tezgahlari ile ihtiyar teyzeler oturuyorlar, cocuklar basamaklarda kosturup duruyor butun gun. Kathmandu'da, en cok hoslandigim seylerden biri, Durbar Meydani'ndaki tapinaklarin tirmanabildigim en yuksek basamagina oturup, meydanda olup biteni seyretmekti. Turistleri hic rahat birakmiyan flut, kilit, merhem ve biblo saticilarini, trafigi, ve bunlardan tamamen bagimsiz guncel yasamindaki kalabaligin devinimini seyretmek buyuk bir zevkti. Tabii bu arada bisikletli taksicileri de unutmamak gerekiyor. Rickshaw adi verilen bu taksilere, uc-tekerlekli-fayton-bisiklet demek cok yanlis olmaz heralde.

Kaldirimlarda, bazen de sokagin tam ortasinda, tastan hindu tapinaklari da var, kucucuk. Tanrilara sunmak icin insanlar cicekler, renli (cogunlukla kirmizi) tozlar, baharatlar ve pirinc getiriyorlar buralara. Ilk geldigimde Katmandu'ya insanlarin saclarina, kulak arkalarina taktiklari cicekler ve alinlarina surdukleri kirmizi boyalar dikkatimi cekmisti. Sonradan ogrenmis oldum ne anlama geldiklerini. Sokaklarda yururken dikkat etmek, yere bakmak gerekiyordu hep. Kaldirimlardaki, kapi onlerindeki Puca'larin uzerine basmak olmaz tabii. Puca, ortasi kirmizi boyali yere cizilmis bir cember, kusal bir yer, bir ibadet, her gun yenilenen bir sey.

Tapinaklardaki ahsap oymalarindan baska gozalici pencere oymalarini anlatmamak olmaz. Binalar bakimsizliktan dokuluyor olsalar bile  bu guzelim el oymasi ahsap pencereler goruntuyu oyle guzellestiriyor ki. Kathmandu vadisinin en guzel sehri olan Bhaktapur'daki binalar ve tavus kusu oymali pencere gercekten gorulmeye deger.

Katmandu'da tanistigimiz Elif sagolsun, sayesinde biz de boluk porcuk bir seyler ogrenebildik Budizm hakkinda. Ornegin Budizmin bes kurali oldugunu: canli bir varligin canini almamak, dogru olmayani soylememek, zina yapmamak, verilmeyeni almamak, alkol ve sigara filan kullanmamak.

Budist tapinaklarina Stupa deniliyor. Yarim kure seklinde, uzeri kirecle bembeyaz boyanmis, betondan yapilmis oldugunu tahmin ettigim bir kutle uzerine, dort bir yanina Buda'nin gozlerinin cizilmis oldugu kubik bir yapi oturtulmus. Onun uzerinde ise nirvanaya ulasmanin kademelerini simgeleyen basmaklar yukseliyor. Basamaklarin en tepesinde, semsiyemsi bir seyin altindan dort bir yana acilarak asilmis ipler uzerinde yuzlerce dua bayragi var. Inanisa gore bu bayraklar uzerinde yazili olan dualar, ruzgarla etrafa tasinip cok sevap kazandiriyorlar. Katmandu'da  bir cok stupa var ama kocaman olanlar en guzelleri. stupa'nin etrafinda yurumek busbutun sevap katiyormus insanlara. Saat yonunde dualar okunarak veya dua silindirleri cevrilerek yurunuyor. Bazi budistler ise secde hareketini andiran bir hareket ile donuyorlar stupanin etrafini. Sayilar da cok onemli ne kadar yapilirsa o kadar sevap. Tapinagin etrafinda tezgahlar uzerinde pirincten kandiller, iclerinde tereyagi yaniyor. Tanrilara, Buda'ya kandil yakip dilek dileniyor. Geceleri Stupa'nin etrafindaki kandiller yakildiginda cok guzel bir goruntu cikiyor ortaya.

Rinposeler, manastirlari dolasip dersler veren Budist rahip-ogretmenler (yanlisim varsa kusura bakmayin).  Chokyi Nyima Rinposenin konusmasini dinlemeye gittik Elif'le beraber. Son derece sessiz  ve huzurlu bir ortamda hepimiz halinin uzerinde bagdas kurmus bir sekilde 40 kadar yabanci dinledik yasli Rinposeyi. Tibetceden ingilizceye simultane ceviri yapti bir Alman budist. Oyle tatli tatli anlatti ki felsefesini icimi huzur kapladi bir anda. Konusma sonunda bazi insanlar beyaz satenden bir atki  sundular hocaya, hoca da atkiyi boyunlarina asarak kabul etti sunuyu. Kata denilen bu atki cok onemliymis Tibet kulturunde. Sahibi icin, ziyaret ettigi kisiye ne kadar saygi duydugunun bir gostergesi. Herkes yaninda atkisi ile geliyor boyle yerlere. Ama bunlar kati kurallar degil, budizmde bizim gibi sadece merak edenlere karsi sonsuz bir hosgoru var.

Ilginc tesadufler ve insanlar

Yolculuga baslamadan once, Pierre'in bir arkadasinin kardesinin Katmandu'da oldugunu ogrendik. Sehre vardiktan bir sure sonra iletisime gectik. Elif ve Neil alti senedir Uzak Dogu'da, iki senedir de Nepal'de yasayan biri Turk digeri Ingiliz bir cift. Bizi hemen bagirlarina basip, evlerinde misafir ettiler. Cok sey paylastik ve ogrendik onlardan. Elif'le bol bol sohbet edip turkcemin de pasini acmis oldum biraz.

Yolculugun ikinci suprizi Pokhara'da karsilastigimiz  Pelin oldu. Aylarca Cin'de kaldiktan sonra, yabancilara egitim veren Budist manastirlarinin (Gompa) birinden aldigi sekreterlik-direktorluk teklifini kiramamis. Hedefledigi Hindistan'a gidisi boylece 4 ay ertelenivermis. Stockholm'de yasayan (komsu sayilir) Konyali Pelin tek basina  geziyordu Asya'yi.

Boudhnath'a gidecegimiz gun Elif yaninda kirmizi entarisi icinde bir rahiple cikageldi. Adi Tandin'mis cok efendi Bhutan'li bir rahip, hem de cocuklugundan beri. Bhutan'da insanlar kendileri secmiyorlarmis rahip olmayi, aileler manastira veriyorlarmis cocuklarini daha kucucukken. Gecen sene Elif'in ingilizce sinifindaymis. O gun Tandin bizi kaldigi eve davet etti, caylar ve biskuvilerle agirladilar bizi oda arkadasi ile. Bhutan'i anlattilar, yasadiklari manastiri ve meditasyon yaparken oturdugu yerde oluveren ve hala oturuyor olarak kalan basrahiplerini... Denizi hic gormemis Tandin'in oda arkadasi, yanimda Turkiye'yi merak eden olursa diye gezdirdigim kartpostallardan Olüdenizi cok begendi.

Tanistigimiz, Nepal'de yasamayi secmis insanlarin cogu siradisiydi. Kimisi ogretmenlik yapiyordu. Kimisi gezmeye gelmis budist olmus yerlesmis. Kimisi de ulkesine donerken ugramis sonra da trekking rehberine asik olup evlenmis ve daha binbir cesit hikaye. Elif ile Neil de Tailand'da 4 yil yasadiktan sonra Katmandu'ya yerlesmisler.

Daglar ve Trekking

Nepal ile Himalayalar hep birlikte anilir. 1950'lerde sinirlarini yabancilara acmasiyla, dagcilarin ruyalarini susuleyen bu yuksek zirveler birer birer tirmanilmis. Ama nedense en buyuk paye yabanci dagcilara cikartilmis. Biliniz ki Nepal'de de cok iyi dagcilar var (cogunlukla Sherpalar) ustelik onlari birer basamak olarak kullanan adini cok duydugumuz dagcilardan cok daha fazla ovgu hakediyorlar.

Himalayalari tariflemeye calisarak guzelliklerine golge dusurmek istemiyorum. Bu nedenle daglara teget diger konulardan bahsedeyim biraz.

Trekking kelimesi beni nedense hep rahatsiz etmistir. Dagciligin sanina trekking yapmayi yakistiramamisimdir hic. Trekkinng deyince, acentalara yiginla paralar verip, ismarlama doga yuruyusu yapanlar gelir aklima hep. Evet, iki hafta olarak planladigimiz doga yuruyusunun adi trekking! Onceden belirlenmis rotalarda, saadece patikalari kullanarak yaptigimiz bir yuruyus. Ama icim gene de rahat, cunku bu isi yapilabilecek en bagimsiz bicimde yaptik: acentasiz, rehbersiz ve hamalsiz.

Bekledigimin aksine, kendi yukumuzu tasidigimiz, kamp yaptigimiz, rehber kullanmadigimiz icin, gittigimiz heryerde oldukca tuhaf karsilandik. Hani Turkiye'de koy yerine gidersiniz herkes uzun uzun sizi suzer (belki daha cok sehirlerde kim bilir), cocuklar hemen halka olusturur ya etrafinizda, gittigimiz dag koylerinde de ayni sey geldi basimiza, yalniz cok daha yogun olarak. Hatta bu bos, uzun suzme olayina batililar bir isim bile takmislar "Asya  bakisi" (Asian stare). Birisi bana soyleyene kadar dikkatimi bile cekmemisti. Bizim memleketten alisigim ne de olsa. Ozellikle kamp yaptigimiz yererde hep trekking firmalari ile gelenler kaliyorlardi, yani hamalli ascili ve rehberli guruplar. Bizim gibi yalniz basina yuruyus yapan hic kimse kamp yapmiyordu. Oteller (lodge'lar) dururken kamp yapmak da ne oluyor!

Lodge'lar genellikle aileler tarafindan isletiliyor. Buyuk cogunlukla kadinlar ve sevimli cocuklar calisiyor. Kendileri de otelin bir kosesinde kaldiklari icin, kendimizi aile ortaminda hissettigimiz zamanlar cok oldu. Koyler cok guzel yerlere konuslanmislar. Dik yamaclara kurulu bu koylerde, teraslandirma yapilarak tarima olanak saglanmis. Genellikle pirinc misir, sebze ve bugday ekiyorlar. Ormanlar ise enfes, Himalayalar'da orman siniri cok daha yuksek Turkiye'dekinden. Kit orman bilgimle gozlemleyebildigim kadariyla cam, bambu, rhododendron, firn, mese, palamut ormanlari vardi. Mart ayinin avantaji, butun agaclar ve yerler cicek acmislardi ve etrafa inanilmaz guzellikte kokular yayiyorlardi. Annapurnalar'in, Dhaulagiri'nin ve Machapuchare'nin yakindan nefes kesici goruntulerini ise yaziya dokmek pek mumkun degil. Bir haftalik yuruyusumuz boyunca bu dev kutlelerin goruntusu oylesine icime isledi ki su anda bile gozlerimi yumsam en ufak ayrintisina kadar olusturabilirmisim gibi geliyor goruntuyu.

Iki hafta olarak planladigimiz bu yuruyusu Himalayalarin miknatis etkisi yaratan muhtesem goruntusune ragmen, iki ayri vadiyi kaplayan kucuk bir tur yaparak bi haftaya kisalttik.

Yuruyusu neden mi kisa kestik?

Turizmin daglara ve daglilara neler yaptigini gorduk de ondan!
Rota boyunca butun koylerde, turistler icin Lodge'lar var. Bunlar, isimleri "River view" ile "Mountain View" arasinda degisen, duslu, manzarali, kucuk oteller. Ayrica cok sukur ki, sigara, bira, cola. fanta, snickers ve pizza yoklugu da cekilmiyor. Zavalli katirlarin duse kalka yukariya tasidiklari biralarin bos siseleri Lodge'larin arkasinda yiginlar halinde depolaniyor ama nedense asagiya indirilmiyor. Pet siseleri ve diger copleri ise orman iclerinde ve akarsu yataklarinda atilmis olarak gormek mumkun. Yani daglarda kirlilik hat safhada. Kendi payimiza dusen gorevi, hic cop birakmayarak, bira icmeyerek, kendi pet sisemizi Isvec'ten getirip, Isvec'e geri goturerek biraz olsun yerine getirmeye calistiksa da, yedigimiz yemeklerle, koylulerin odun (dolayisi ile ormanlarini) yakmalarina katkida bulunmus oluyorduk.

Gerek erozyon, gerekse yakilmak icin agaclarin kesilmesi ciddi bir orman kaybina sebep oluyor Nepal'de. Ormanlarlar kesilerek yeni otellere yer aciliyor, otellerin isitilmasinda gene odun kullaniliyor. Kirlenmeden sonra bana gore turisterin sebep oldugu ikinci yikim bu.

Tabii dahasi da var:
Turizmin yore insanin kulturune yaptigi kotulukten hic bahsetmek istemezdim ama ugradigim hayal kirikligi ve saskinligi hala uzerimden atabilmis degilim. Hayal kirikligi diyorum cunku beklentilerim cok daha farkli idi. Sade koyleri, koyluleri, dogal koy yasantilarini gorup yasayabilecegimi sanarak masumca bir yanilgiya kapilmisim meger. Dunyanin heryerinde oldugu gibi, Nepal'de de turizm yapacagini yapmis, turist parasi pesinde, acikgoz insanlarin on plana cikmasina sebep olmus. Aileler cocuklarina yurumeyi ogrendikten sonra, turistlerden nasil para seker ve kalem isteyeceklerini ogretir olmuslar. Buyuklerle ise sohbet etmek pek mumkun degil. Her selamlasmanin ardindan ya birsey satmaya calisiyorlar, ya da  otellerine veya lokantalarina cekmeye.

Nedense yerliler, gelen turisterin, halki, geleneklerini, yemeklerini, koy yasantilarini gormek ve tanimak isteyebileceklerini akillarina getirmiyorlar. Ya da gelen turistlerin cogunlugu gercekten bunlara ilgi gostermiyor. Son model kameralari ile gelip bir kac dag ve gunes dogusu cektikten sonra evine donen turistler cogunlukta belkide, kimbilir. Nepalliler her yerde turistlerin hosuna gidecegini dusundukleri seyleri sunmaya calisiyorlar. Bati yemekleri. cola, bira, pastalar, ornegin Pokhara'da butun lokantalarda bati muzikleri, aksamlari gosterimde olan Holywood filimleri, internet kafeler aklima ilk gelenler.

Yuruyusu kisa kesmemin bir baska sebebi ise, hamallari ve rehberleri ile kolonist havalarindan kurtulamamis batililari daha fazla gormek istemememdi.

Nepalliler ve yasantilari uzerine gozlemler

Namaste! Nepal'deki anahtar sozcuk. Merhaba, gule gule,  tesekkur ederim, buyrun, kolay gelsin abi ve benzeri bircok anlama geliyor. Tek ogrendigimiz kelime bu idi. Ne yazik ki Nepal dilini ve alfebesini kurcalayacak kadar azimli olamadik bu dort hafta boyunca.

Kirmizi Nepal'de en cok sevilen renk. Sokaklarda, heryerde en cok kirmizi var. Kadinlar evlendikten sonra nerdeyse hep kirmizi giyiyorlar, evli olmayanlar ise giyemiyorlar. Nepal'de "Kadinlar Bayrami" diye bir olaydan sozetmisti Elif. Vadinin butun kadinlari kirmizi sarilerini giyip kutsal sayilan Bagmati nehri kenarindaki Pashupatinath'da toplaniyorlarmis. Pashupatinath, hindularin en kutsal tapinaklarindan biri. Normal zamanda Hindistan'dan bile insanlar burayi ziyarete geliyorlarmis.

Kadinlar pek hos giyiniyorlar, isil isil, rengarenk sarilerinin altina daracik, gobek ve sirtlarinin bir bolumunu acikta birakan yarim bluzlar giyiyorlar. Gobek ayip sayilmiyormus burada, hatta sirt gogus de cinsel degil. Amma ve lakin bacak tam bir tabu! O yuzden kadinlar bacak hatlarini gostermemeye cabaliyorlar. (sehrin gobegindeki geleneksel giysilerini terk etmis olanlar disinda) Yada bolca bir pantolon uzerine dize kadar elbise geciriyorlar. Gene evli olan kadinlarin iki kaslarinin ortasinda kirmizi bir benek (sanirim "bindi" deniliyor) ve boyunlarinda da isiltili boncuklardan guzel kolyeler gormek mumkun. Ayrilirken Elif bana kendi kolyesini verdi. Boynumda onunla dondum Isvec'e ve bir sure de hep boynumda tuttum kolye takmaya hic alisik olmamama ragmen. Nepal'in anisini daha canli yasatmak istedim belkide. Tibetli evli kadinlar ise elbiselerinin uzerine enine cizgili bir onluk takiyorlar, renkli hos gorunumlu bir onluk. Kadinlarin simsiyah  upuzun saclari hep topuz ya da orgulu. Kisa sacli kadin (Bhutanli budist rahibeler disinda) hic gormedim. Bazen nehir kiyisinda yikanan kadinlarin o isil isil upuzun saclarini gorunce bakmadan edemiyordum. Ama ayip birsey yikanana bakmak. Nepal'de herkesin acikta yikanma ozgurlugu var. Yol kenarinda ustu ciplak , su dokunen insan gorulebilir her an, bu kisilere bakmamak ve rahatsiz etmemek ise yoldan gecenin kisisel sorumlulugu. Gercekten cok dogal birsey bu Nepal'de ve ben ne zaman birisini ortalikta yikanirken gorsem aklima hep bizim insanimiz geldi ve sadece kadin olmanin rontgenlenmeye yettigi bir ulkenin kadini oldugumu hatirladim.

Aksamlari erkenden yatiyor Nepalliler, sabahlari da gun agarmadan kalkip islerine koyuluyorlar. Aksam sekizden sonra sokaklar bos ve sessiz, ama guvenli hissediyor insan kendini butun o karanlik ve issizliga ragmen.

Nepalliler bizden bambaska bir takvim kullaniyorlar yanilmiyorsam onlar 2050'li yillardalar su anda.

Nepal televizyonu aksamlari yayin yapiyor ve Nepal, Hint ve Pakistan dizileri ve filimleri yayinliyor, gercekten gorulmeye deger Hint filimleri. Bastan sona inanilmaz danslar ve kostumleri ile sarkilardan olusuyor. Nepal'in o asya asya havasini solurken, hipnoz etkisi yaratti bu filimler bende nedense. Hintce ve Nepalce birbirlerine cok yakin oldugu icin filimleri anlamakta gucluk cekmiyorlar.


Milli yemegi "Dal Bhat" Nepal'in. Pilav mercimek corbasi ve acili ispanaktan ibaret. Turistler icin cok sulandirilmis versiyonlari var ama yerlilerin gittigi lokantalarda cok aci. Tabii ki denedik ve agzimizdaki alevleri sondurebilmek icin kase kase yogurt yemek zorunda kaldik. Sanirim buralarda gercek ev yemekleri yiyebilmek icin insanin baharat esiginin cok yuksek olmasi gerekiyor. Tibetlilerin ozel yemegi ise Momo, yani Tibet mantisi, cok lezzetli birsey anlatmakla olmaz. Burada (Isvec'te) hasretini cektigim turk yemekleri listesine girecek kadar guzeldi Momo.

Seyyar kuscular gordum Katmandu'da. Evde bakmak icin alinabilecegi gibi sirf azat etmek icin de kuslar satiyorlar. Parmak kadar minnacik kirmizi gagali kuslar, hepsi cok sevimli. Hayvanlar heryerdeler zaten, sokaklar ineklerin ve kopeklerin hakimiyetinde, tapinaklar ise maymunlarin. Canlilari oldurmek Nepallilere yasak. Maymun ve inek gibi bircok hayvan da kutsal sayiliyor. Et yiyorlar yemesine ama kasaplik islerini musluman azinliga yaptiriyorlar.

Burada suyu kaynatmadan icmek mumkun degil. Sebzeleri de once iyotlu suya yatirmak gerekiyor. Yoksa yoresel bakterilere alisik olmayan vucut cok hasta dusebiliyor. Bulasici hastaliklardan korunmak icin de bunu yapmak sart. Lokantalarda su icmek cok tehlikeli ama cay ve kahve serbest.

Trafik soldan akiyor. Hic bir yerde trafik lambasi veya isareti olmadigi icin kavsaklar busbutun bir karmasa halinde. Pek az yaya kaldirimi olmasindan dolayi yayalar da hep yollardalar. Ancak mucizevi bir sekilde, trafik rahatlikla akiyor. Kimseye carpmamaya dikkat etmek ve hic durmadan korna calarak cevredekileri uyarmak yeterli. Nepal'de de ayni Turkiye'deki gibi bir dolmus sistemi var. Ama, sofor kabini yolcularin oturdugu arka kasadan ayri oldugu icin, inmek istendiginde tavani yumruklamak gerekiyor.

Saglicakla kalin...